21 Mart Dünya Ormancılık Günü

Dünya nüfusunun artmasına paralel olarak, doğal kaynakların yanlış ve aşırı kullanımı, toprak su dengesinin bozulması, yeşil örtünün dejenerasyonu, çevre kirliliği ve iklim değişiklikleri, küresel ısınma ve küresel iklimde gözlenen değişimler dünyamız için önemli tehdit oluşturmaktadır.
Acaba bireysel ve/veya toplumsal olarak bu tehdidin canlı yaşamın 3 önemli unsuru olan hava, su ve toprak üzerinde yıkıcı etkilere sebep olduğunun bilincinde olduğumuzu söyleyebilir miyiz?
Ne yazık ki ben tereddütsüz evet diyemiyorum…
Dünyamızdaki bu gelişmeler ve algılamalar esas alındığında küresel boyutta da bu gerçeğin farkına varılamamış olması ormanların geleceği açısından kaygılara neden olmuştur.
Bu tehlikeli gidişi engellemenin zorunluluğunu gören Avrupa Tarım Federasyonu (CEA); Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü’ne (FAO) bir teklif götürmüştür. Tüm dünyada kutlanması ve toplumları bilinçlendirmek amacı ile 21 Mart 1971 tarihinde, Kuzey yarımküresinde ilkbaharın, Güney yarımküresinde de sonbaharın başlangıç günü olan 21 Mart gününü“Dünya Ormancılık Günü” ilan etmiştir.
Ülkemizde de 1975 yılından beri Dünya Ormancılık Günü çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.
Şimdi ise; Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 2011 yılı “Uluslar arası Orman Yılı” olarak kabul edildi. 2011 Uluslar arası Orman Yılının ana teması “İnsanlar ve Ormanlar”...
Ormanların; hava, su, toprak, gıda, ilaç gibi hayatımızdaki temel gereksinimlerimize kaynak oluşturduğunu vurgulamak, ormanların; iklim, çevre, insan üçgeninde küresel önemine dikkat çekmek, çevre kirliliği, küresel ısınma ve kalkınmada hedeflere ulaşabilmek, ormanları yönetmek ve korumak, orman merkezli yaşamlarını sürdüren az gelişmiş toplumlarda yoksulluğun önemini belirtmek, insanların yaşam şartlarını değiştirmek amaçlı Orman Yılı ilan edilmiştir.
Ülkelerin doğal güzellikleri, temiz havanın ve suyun tutulduğu, depolandığı ve diğer canlıların ihtiyaçları için devamlı kararlı ve yeterli miktarlarda doğaya salındığı çok yönlü faydaları yanında, Ormanlar;
- Dünya’daki canlı türlerinin üçte ikisine ev sahipliği yapmaktadır.
- 1,6 milyar insan besin ve geçimini ormandan sağlar.
- Bir hektar çam ormanı yılda 30 ton tozu emer,
- 50 metre genişliğinde otobanın gürültüsünü 20-30 desibel azaltır.
- 25 metre boyunda en üst çapı 15 metre olan kayın ağacı saatte 1,5 kilogram oksijen üretimini sağlar.
- 10x10 metre bir alanda bulunan 25 metre boyunda 100 yaşında kayın ağacı kökleri ve kılcal damarlarıyla yılda 30.000 litre su tutar, verimli toprağın akmasını önler.
- Yenilenebilir enerji kaynaklarının en zengini ve sürekli olanıdır.
- Canlıların yaşam için muhtaç oldukları oksijeni üreten en önemli kaynaktır.
- İklim değişimlerinin engelleyicisi, iklimin düzenleyicisidir.
- Su kaynaklarının güvencesi,
- Sel afetlerinin önleyicisi,
- Hidrolojik dengenin temel öğesidir.
- Biyolojik çeşitliliğin güvencesi, doğal gen rezervlerinin hazinesidir.
- Vatan topraklarının bekçisi, tarımın sigortasıdır.
Sanayileşme çabalarıçevre sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Çevre bilincinden yoksun davranışlar, dünyamızın yıpranmasına ve yaşanabilir olmaktan hızla uzaklaşmasına neden olmaktadır. Gelecek kuşaklara temiz bir çevre, yaşanabilir bir dünya bırakmanın en önemli yolu, ormanların;
- korunmasından,
- geliştirilmesinden,
- genişletilmesinden ve
- erozyonunönlenmesinden
geçmektedir.
Öte yandan;
- 1950-1980 yılları arasında dünya ormanlarının %25’inin,
- Dünya üzerinde her saat 3000, her dakika 50 dönüm ormanın,
- Uydu fotoğraflarına göre, dünyanın en geniş yağmur ormanlarına sahip olan, Brezilya’da yılda ortalama 15 bin km2’lik bir orman alanının,
yok olduğu bildirilmektedir.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verilerine göre; Dünyada 3,9 milyar hektar orman bulunduğu belirtilmektedir. Başka bir söyleyişle, Dünyadaki tüm kara yüzeylerinin % 30’u orman sayılan alanlarla kaplıdır. Bu ormanların % 43’ü gelişmiş sayılan ülkelerde; % 57’si de gelişmekte olan ülkelerde bulunmaktadır. Bu alanların % 64’ü (2,5 milyar hektar) Kuzey yarımküredeki ülkelerde yer almaktadır.
Mülkiyet bakımından dünyadaki orman sayılan alanların % 79,8’i kamu ve % 17,6’sı da özel mülkiyet altındadır. Kamu mülkiyetinde olan alanların oranı Avrupa’da % 47; Kuzey Amerika'da % 72,1; Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nda % 100 ve öteki Kuzey ülkelerinde ise % 69,5 düzeyindir.
Ülkemiz de ise;ormanların %99’u kamu mülkiyetindedir. Yüzyıllar öncesi Anadolu Yarımadası’nın %72’si ormanlarla kaplı iken, bugün bu oran % 27’ye düşmüştür. Ormansızlaşmanın sonucu olarak da; sel, taşkın, heyelan afetleri yaşanmakta ve her yıl can kaybı ile tahminlerin üzerinde maddi hasar ve kayıplar olmaktadır.
Ülkemizde erozyonla yitirilen yıllık toprak miktarı ortalama olarak 743 milyontondur.
1 cm kalınlığında verimli toprağın oluşması için 500 yıl geçmesi gerekmektedir. Türkiye’nin yarı-kurak iklim kuşağında bulunduğu düşünülürse, hem bu afetler, hem de orman varlığı bakımından çok kritik bir durumda olduğumuzun bilincine varmamız gerekmektedir.
Hal böyle iken ormansızlaşma sonucunu doğuracak siyasal ve hukuksal girişimlerin ne yazık ki ardı arkası kesilmemektedir. En vahimi ise ormansızlaşma sonucunu doğuracak etkinliklerin baş aktörünü ormanlardan sorumlu kurum temsilcileri oluşturmaktadır.
Bilindiği gibi son zamanlarda kamuoyunda 2B arazilerinin satışı haberleri duyulmaya başlandı.“2B arazilerinin, başta ” işgalcilerine olmak üzere satılabilmesini kolaylaştırmak için hukuksal bir çerçevenin oluşturulmasına çalışıldığı da bilinmektedir.
Oysa; 2B arazilerinin satılmasını öngören 4706 sayılı yasanın 3. maddesi Anayasa Mahkemesinin 2002/21 K.-2001/382 E. Sayılı “…yasakoyucunun, bu alanların kullanıcılarına veya başkalarına, hatta orman içi köyler halkına satılmasını veya bu amaçla devredilmesini sağlayacak bir düzenleme yapması olanaklı değildir.” kararı ile Anayasanın 170. Maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiş; 2003 yılında yapılan anayasa değişikliği ise dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER tarafından onaylanmamıştır.
2B adıyla anılan araziler; önce devlet ormanı olan yerlerin orman kanununda suç sayılan açma, yerleşme vb eylemlerle niteliğinin kaybettirildiği, bu nedenle de orman dışına çıkarılmış yerlerdir. Buraların işgalcilerine satışı, deyiş yerindeyse devlete ait varlığı hırsızdan geri almak yerine hırsızı ödüllendirmektir. Bu ise bir yandan hukuka uygun davranan vatandaşların hukuka ve yasalara bağlılık duygusunu zedeleyecek, diğer yandan suçluları ödüllendirerek toplumda orman suçu işlemeye özendirecek ve ormansızlaşmayı artıracaktır.
Ormanı, ağacı sözde değil özde sevmemiz gerekmez mi?...
Nafi ALTUNÖZ
TEMA Vakfı İç Anadolu Bölgesi Projeler Sorumlusu
{quickdown:29}




















